Başa

Makalelerimiz

YALNIZLIK VE TEK BAŞINALIK

Yalnızlık, herkes için aynı anlamı taşımayan, kişinin deneyimine özel bir kavramdır. Bu sebeple herkesin yalnızlığı biriciktir ve özneldir. Yalnızlık kavramı birçok duruma karşılık gelebilir; sosyal hayattan dışlanmış, çevresindeki kalabalığa rağmen kendini anlaşılmamış hisseden bireyler, somut olarak tek başına hayat sürdüren kimseler gibi. Genel olarak yalnızlık, kişinin kişilerarası ve sosyal ilişkilerinde yaşadığı öznel tatminsizlik hissi olarak tanımlanmıştır. Yalnızlık üzerine yapılan tanımlamalarda üç ortak nokta belirlenmiştir. Sosyal ilişkilerdeki yetersizlik ilk sıradadır. Perlman ve Peplau’a (1984) göre kişiler doyum verici sosyal ilişkilerden yoksundur ya da kendisini yoksun olarak algılamaktadır. İkincisi ise yalnızlık deneyiminin kişiye özgün olduğudur. Objektif bir şekilde gözlemlenen sosyal izolasyonla aynı şey değildir. Yani insanlar yalnızken kendilerini yalnız hissetmeyebilirler veya kalabalık içinde yalnız hissedebilirler. Sonuncu nokta yalnızlığın sürekliliğinde yaşamı tehdit eden ve kişide strese, mutsuzluğa yol açan bir yaşantı olmasıdır. Klinik anlamda yapılan araştırmalar uzun süren yalnızlığın yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, depresyon gibi psikolojik bozukluklar ile yeme bozuklukları, alkol kullanma, kardiovasküler hastalıklar gibi fiziksel problemlerle yüksek düzeyde ilişkili olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Yalnızlık hisseden insanların bazıları içinden çıkılamaz bir kısırdöngüye sürüklenebilirken bazıları ise iç dünyalarındaki zenginliklerin keşfini ortaya çıkarabilir. Yalnızlık kavramı olumsuz birçok duygu ve düşünceyi beraberinde getirirken diğer taraftan tek başınalık durumu daha farklı bir anlam sunar. Tek başınalık (solitude, alone), kişinin gönüllü olduğu bir durumdur. Düşünmek, yazmak, meditasyon, ibadet, kendini gözden geçirmek gibi kişinin iç huzuruna ve motivasyonuna katkı sağlamak için kendine alan açmasıdır. Winnicott’a göre insanın tek başına kalması kişinin ruhsal gerçekliğinde iyi bir nesnenin olmasına bağlıdır. Yani çocuk eğer yaşamın ilk yıllarında annesiyle güvenli bir bağlanma modeli oluşturmuşsa, annesinin gözlerinde kendi varlığını görmüş ve gerekli ilgiyle büyütülmüşse, çocuk dünyanın güvenli bir yer olduğunu ve anne ortadan kaybolsa bile bir süre sonra geri döneceğini düşünür. Çocuk annenin varlığına inanarak yalnız kalma kapasitesini geliştirir. Bu esnada ortamdaki herhangi bir oyuncak, beşik, süs eşyası da annenin varlığını temsil ederek bebeği sakinleştirebilir. Bu nesneler ilerleyen yıllarda herhangi bir sportif faaliyet, sanat uğraşı ya da herhangi bir hobi haline dönüşebilir. Kişi yalnız kaldıkça bu nesnelerle/faaliyetlerle uğraşarak öteki olmadan da yaşamayı öğrenir.

Tek başınalık kişinin geliştirdiği yalnız kalma becerisidir ve bu zihinde ne olup bittiğiyle ilgilidir. Sosyal hayatını sürdürmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duymadan bireyin kendi dünyasında mutlu olmasıdır. Tek başınalık için salt yalnızlığa, dağ başı ya da sessiz bir sahil kasabasına gitmeye gerek yoktur. Burada önemli olan zihninizin başka zihinlerden gelen uyaranlara karşı takındığı öznel tutumdur. İçinde bulunduğu zamanın farkında olarak kendi istek, duygu ve düşüncelerinin doğrultusunda o anda olmak bizi o ortamda tek başına kılar.

Tercih edilmeyen yalnızlık ile gönüllü olunan tek başınalık arasında oldukça fark vardır. Tek başınalık psikolojik olgunluğu beraberinde getirir. Düşüncelerinize, duygularınıza ve yaşantılarınıza sahip çıkarsınız. Sonucunda hayatta kendi kendine yetebilmeyi, psikolojik dayanıklılığı, problem çözme becerilerini ve üretkenliği öğrenirsiniz. Yalnız kalmamak için başkalarına bağımlı yaşamamanın nasıl özgürleştirici bir his olduğunu fark edersiniz.

Yalnızlık deneyimi kişiye özgü değişkenlik gösterdiği için baş etme yöntemleri de aynı oranda çeşitlenmektedir. Başa çıkma “Bir kişinin kaynaklarını aştığını düşündüğü içsel ve dışsal gereksinimleri yönetmek için bilişsel ve davranışsal çabalarının sürekli değişimini içeren bir süreçtir” (Lazarus & Folkman, 1984, p. 114). Araştırmacılara göre birey istediği sosyal ilişkiler düzeyi ile yaşadığı sosyal ilişkiler düzeyi arasındaki farkı azaltmak ya da yok etmek için iki temel yönteme başvurmaktadır. Bunlardan birisi sosyal iletişim bağlarını arttırarak olumsuz etkileri azaltmak, diğeri ise yaşamak istediği sosyal ilişkiler düzeyini düşürmektir (Heylen, 2010; Rook & Peplau, 1982). Özgüven, iletişim becerileri, aile desteği sosyal hayatta bağ kurmak için önemli kaynaklardır. Kendine özen göstermeye ilişkin etkinlikler, aile ve arkadaşlardan destek alma, sosyal etkinliklere katılım, yalnızlığa sebep olunan düşüncelerle ve stresle başa çıkma becerileri geliştirmek etkili olacaktır. Bu özelliklerin kişi tarafından veya uzman desteği ile geliştirilmesi yalnızlık düzeyini düşürecektir. Uzman desteğinin önemi ise, yalnızlıkla baş etme konusunda başvurulabilecek bazı zararlı yöntemlerden (madde, alkol kullanımı, intihar düşünceleri vs.) kaçınmaktır.

Şiddetli ve uzun süreli hissedilen yalnızlık kişinin akıl sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye de neden olabilmektedir (Peplau ve Perlman, 1984). Kişide kendini yetersiz, istenmeyen ve tek başına kalmışlık hissini yaratır. Bunun sonucunda yalnızlık duygusunu hisseden kişinin insanlara güveni azalır, topluma uyumunu ve hayatını devam ettirmesini zorlaştırır (Yaşar, 2007). Huzursuz ve değersiz hissettiren yalnızlık döngüsünden çıkmak düşünüldüğünden zor değildir. Bu döngü içerisinde olmak çoğu zaman çaresiz hissettirebilir. Eğer kişi isterse birçok şeyi başarabilir. Küçücük bir istek, bir kıvılcım bile o döngüden çıkıp iç huzuru bulmanıza yardımcı olacaktır. Düşünceleriniz davranışlarınızı değiştirir. Yalnızlığa sebep olan düşüncelerinize yakından bakmak ve ne istediğinize karar vermek önemli bir başlangıç olabilir. Kararlarınızı hayata geçirmek için adım atmak ve denemekten vazgeçmemek yalnızlık kısırdöngüsünden çıkmanıza yardım edecektir. Yaşadığınız hayat sizin ve siz ne kadar güzelleştirmek isterseniz o kadar güzelleşecektir.



KAYNAKÇA

- Kayıkçı, K , Özyıldırım, G . (2019). İl Maarif Müfettişlerinin Hissettikleri Yalnızlık Duygusu: Nedenleri ve Başa Çıkmada Kullandıkları Yollar . Eğitimde Nitel Araştırmalar Dergisi , 7 (4) , 1500-1524 .

- Kahraman, H . (2018). Klinik Bir Olgu Olarak Yalnızlık: Yalnızlık ve Psikolojik Bozukluklar . AYNA Klinik Psikoloji Dergisi , 5 (2) , 1-24 . DOI: 10.31682/ayna.435926

- Tillich, P. (1963), The Eternal Now, New York: Charles Scribner’s Sons.

- Kierkegaard, S. A. (1985), Fear and Trembling (A. Hannay, Trans.) New York: Penguin Books.

- Winnicott D. W. (1958), The Capacity To Be Alone. Int J Psychoanal. 39, 416-420.

- Sartre, J. P. (1966), Being and Nothingness (H. E. Barnes, Trans.) New York: Washington Square Press.